Şeytan Ayetleri Meselesi

Merhaba Sevgili Okur,

2013 Yılının Mart ayında aylık bir dergi için kaleme aldığım yazıyı blogumda da yayınlamak istedim.  Mübarek Ramazan Ayı’nı idrak ettiğimiz şu günlerde dini bir konuya değinmek iyi olacaktır. Makalemi tekrar gözden geçirdiğimde sadece Şeytan Ayetleri Meselesi’ne odaklandığımı ülkemizdeki tepkilerine pek değinmediğimi fark ettim. Oysa ki Sivas Madımak Olayları sırasında Aziz Nesin’e yöneltilen ithamlardan birisi de bu kitabı Türkçe’ye tercüme etmek istemesiydi. İnşallah başka bir zaman Madımak Olayları ile ilgili bir yazı kaleme alacağım. Bugüne kadar hep sol cenahın yazarları Madımak Olayları üzerine yazılar yazdı. Türk Milliyetçisi olan bir yazarın kaleminde de okumak isteyenler olabilir.


Şeytan Ayetleri (İngilizce ismi; The Satanic Verses) Hint asıllı İngiliz bir yazar olan Salman RÜŞDİ’nin tüm dünyada ses getiren romanıdır. İlk kez 26 Eylül 1988 yılında İngiltere’de yayınlanan roman bir çok İslam Ülkesinde yasaklanmış olması ile edebi bir eser olmaktan uzaklaşıp , dünyanın siyasi merkezine yerleşen bir skandal olmuştur. Bu kitabın yasaklanmasının dışında İran’da Ayetullah Humeyni tarafından kitabın yazarı hakkında ölüm fetvası verilmiş ve başına ödül konmuştur.

Şeytan Ayetleri kitabını ve kısaca konusuna dair bir tanımlama yapmak gerekirse ,‘’Hz.Muhammed’in çok tanrılı bir inancın lehine bir ayeti haber verdiği ve daha sonra aslında bu ayetin Şeytan tarafından kendisine söylendiğini iddia etmesidir’’.

Günümüzde de bu kitabı tasdik eden kişiler ve kuruluşlar vardır. Bu destekçilerin en büyük dayanağı ise yine Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayet-i kerimedir. Kur’an’da, Hac Suresi’nde Şeytan’ın  Allah’ın gönderdiği her peygambere türlü şekillerde musallat olduğu, onları yanılttığı ve nihayetinde Allah’ın bu peygamberleri yanılgıdan ve Şeytan’ın yalanlarından koruduğu ve böylece tebliğ görevinin kusursuz bir şekilde yapılmasını sağladığı bildirilir.

Ayet şöyledir:
Senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın ama Allah şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah âyetlerini sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. .” (1)

Kitabın iddiasına göre Hz.Muhammed (s.a.v)’in Müşriklerle (kitapta müşrikler paganlar olarak geçer) karşılaşınca Şeytan, Peygamber Efendimizi kandırır ve müşrikler tarafından kutsal olarak bilinen Lat,Uzza ve Menat isimli putları öven sözler söylemesini sağlar. Şeytan’ın ayet olarak fısıldadığı iddia edilen sözler ise şöyledir;

“Lat’ı, Uzza’yı ve… üçüncü olan Menat’ı gördünüz mü? İşte bunlar, yüce turnalardır… Şefaatleri de elbette ki umulur.’’

Kitapta dipnot olarak bu söylemlerin başka bir sebebi daha belirtilir , Hz.Muhammed (s.a.v) müşriklerle arasını düzeltmek ve onlarla uzlaşmak için bir taktik denemiştir ancak daha sonra Müslümanlardan gelen yoğun tepki üzerine bu ayeti düzeltici ayetler söylemiştir.

Kitabın yazarı tüm dünyada Müslümanların tepkisini çekmiş olmakla birlikte birçok Hristiyan ve değişik dine mensup devletler tarafından da desteklenmiştir. İran yasalarına göre idam fetvası ancak yayınlayan makam tarafından geri alınabilir. Humeyni’de ölmüş olduğundan dolayı İran Yasalarına göre Kitabın Yazarı halen ölüm tehdidi altındadır. Humeyni yalnızca kitabın yazarı değil , kitabın basımında emeği geçen herkesin aynı statüde olduğunu ve fetvanın dolayısıyla ödülün bu kişiler içinde geçerli olduğunu söylemiştir.

Kitabın yazarı Salman RÜŞDİ hiçbir fiziksel darba maruz kalmamış ancak kitabın çeşitli dillere çevirisini yapan yazarlar tepkilerden doğan şiddete maruz kalmışlardır. Kitabın Japon çevirmeni Hitoshi Igarashi 11 Temmuz 1991 tarihinde bıçaklanarak öldürülmüştür. İtalyan çevirmeni Ettore Capriolo aynı ay içinde bıçaklanmış ve ağır yaralanmıştır. Norveççe çevirmen William Nygaard Oslo’da 1993 yılı Ekim ayında üç el ateşe maruz kalmış, saldırıdan yara almadan kurtulmuştur.

Kitabın Türkçe’ye tercümesini ise Aziz NESİN yapmıştır , bir iddiaya göre Aziz NESİN’i Türkiye’de hedef tahtasına koyan en büyük olay bu kitabı tercüme etmesidir. Sivas Olayları olarak bilinen olayda da bu tepkinin ürünü olarak Madımak Oteli’nin yakıldığı iddialar arasındadır.

Kitabın yazarına geçtiğimiz yıllarda İngiliz Kraliçesi tarafından Şövalyelik unvanı verildi. Bu ödülde yine Müslüman ülkeler tarafından tepki gördü.

Kitabın, yazarın, olayların kısaca içeriği böyledir. Kitabın içeriği ise biraz daha irdelenmelidir. İrdelenmesinin gerekliliği ise günümüzde gençleri tarafından bilinçli ya da bilinçsiz olarak Şeytan Ayetleri üzerine eğilimler görülmektedir. Öyle ki bazı dindar gençlik kesimleri tarafından dahi tasdik edilir duruma gelmiştir.
İlk önce bu konuyu detaylıca inceleyelim.

Özellikle satanist(şeytana tapan) kişiler tarafından üzerinde ısrarla durulan bir konudur. Hatta satanizm mensubu kişiler Müslümanların kafasını hadis ve ayetlerle bulandırmaya çalışırlar. Benimde başıma geldi beni ikna etmenin eşiğine vardığını sandıkları anlarda oldu. Ancak bir mümin için gösterilen hadis ve ayetleri doğru tefsir edip , doğru bir şekilde idrak etmek gerekir.

Dayandıkları rivayet ve hadis-i şerif şöyledir:

‘’Resulullah, kavminin yüz çevirdiğini görünce bu ona çok ağır geldi. Allah’tan kavmi ile kendisini birbirlerine yaklaştıracak bir şey inmesini temenni etti. Cenab-ı Allah Necm suresini indirdi. Resulullah’da okudu. Bu esnada şeytan gönlünden geçirip de kavmine getirmek istediği şeyi onun lisanına atıverdi: “Bunlar yüce kuğu kuşları (tanrıçalar)dır ve elbette onların şefaatleri umulur” Kureyşliler bunu işitince sevindiler ve onu dinlemek üzere yaklaştılar… O, sureyi bitirince secde etti. Onun secde ettiğini gören mü’minler de onun getirdiğini tasdik ederek secde ettiler. Mescidteki müşrikler de secde ettiler… Secde haberi, Habeşistan’a hicret etmiş Müslümanlar’a kadar ulaştı. Bir kısmı orada kalıp, bir kısmı Mekke’ye hareket etti. Sonra, Cenab-ı Allah, Peygamber’e, “Benim indirmediğim şey söyledin!” dedi. Resûlullah üzüldü, Allah’tan korktu. Bunun üzerine Allah bu âyeti (Hac, 52) indirerek onu teselli etti, Şeytanın ilka ettiğini neshetti” (2)

Taberi’nin naklettiği bir hadis’in dışında İmam-ı Buhari’nin naklettiği bir hadis-i şerif’i delil göstererek bu konuyu pekiştirmeye çalışırlar.

Muıteber hadis kitaplarından Sahih-i Buhari’de İmam-ı Buhari Hazretlerinin Abdullah bin Mesud (r.a.)’dan nakledilen hadis-i Şerif’in başlık kısmında ‘’NECM SURESİNDEKİ SECDEYE DAİR ABDULLAH İBN-İ MESUD RİVAYETİ’’ yazar ve hadis-i şerif şöyledir;

‘’Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem Mekke`de (iken) (Necm) sûresini okuyup bu (sûre-i şerîfe) nin sonunda secdeye vardı. Berâber olanlar da (mü`min ve müşrik) hep secdeye vardılar, yalnız bir ihtiyar (herif varmadı ki, o da) bir avuç çakıl veya toprak alıp alnına götürdü ve: “Bu kadarı bana yeter” dedi. İşte o kimseyi sonra (Bedir`de) kâfir olarak katlolunmuş gördüm.’’ (3)

Kaynak olarak gösterilen bu ayetler ve hadisler bir çok müminin kafasını karıştırmıştır. Zaten amaçta budur. Eski devr-i zamanlarda olduğu gibi şimdiki zamanda da islamiyeti yıpratmak , Kur’an’ın itibarını zedelemek için büyük bir gayret sarf edilmektedir.

İlk bakışta gösterilen hadis ve ayetlere göz gezdirdiğinizde iddiaya cevap veremeyecek gibi görülüyor yada iddianın neredeyse doğruluğu ispatlanmış oluyor. Lakin aklı başında bir mümin sadece biraz düşünerek bu iddiaların birer safsatadan farksız olduğunu anlayacaktır.

İlk olarak bize delil olarak dayatılan ayet-i kerimeye bir bakalım.

“Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vererek, ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (herşeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)” (4)

Yukarıdaki ayeti size delil olarak sunanların tefsiri ile idrak etmeye çalışırsanız Şeytan’ın ve Şeytan’a hizmet edenlerin kurguladığı planın ağına düşersiniz.

Bu ayette en dikkat edilmesi gereken kavram ‘’TEMENNİ’’ kavramıdır. Temenni Güzel Türkçe’mizde karşılık olarak ‘’dilemek , dilek’’ manasına gelir. O halde bu ayet şu şekilde tefsir edilir.

‘’Her peygamber, kavminin ilahi hidayete tabi olup kötülüklerden kurtulmalarını arzu eder. Şeytan, insanların kalplerine şüphe atarak halkı resullere karşı koymaya çağırır. Yahut resul, kavminin hidayetini temenni edip hırsla çalışırken, şeytan onu ümitsizliğe düşürmek için vesvese verebilir, onu maksadından caydırmaya çalışır. Kur’ân-ı Kerim, şeytanlara uyanların yaptıkları işleri bazen şeytanlara izafe eder. Zira sebebiyet münasebeti vardır.’’

Şeytan insanın kulağına bir şeyler fısıldamaz , şeytan insana vesvese verir. Peygamberler aynı zamanda birer insan oldukları için şeytan onlarında şevkini kırmak için ‘’ sana inanmayacaklar , boşa uğraşma ‘’ gibi vesveseler vermiş olması mümkün bir durumdur . Allah peygamberlerine ‘’İsmet’’ vasfı yüklemiştir. İsmet vasfı; günahlardan korunmuşluk vasfıdır ki bu peygamberlere özel vasıf şeytanın vesveselerinin karşısına çıkar ve onu günah işlemekten alı koyar.

O halde Taberi’nin eserinde yer alan Hadis’te Peygamber’i puta secde etmiş gösterdiği için kabul etmek mümkün değildir.

Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam kendisine peygamberlik verilmeden önce dahi putlara tapmamıştır. Bu peygamberlerin genel bir özelliğidir. Günaha bulaşmazlar.

Kur’an-ı Kerim’in ve Hadis-i Şerif’lerin putperestliğe ve şirke ağır ifadeler kullanmasının yanında nasıl olurda Peygamberimizin Putları öven bir ifade kullanmış olabileceği düşünülebilir?

Hadi diyelim ki , haşa Peygamberimiz böyle bir şey söylemiş olsa dahi Resulullah’a kuru bir inat için inanmayan müşrikler bu cümleyi söyler söylemez ona inanmaları mümkün olabilir mi?

Ayrıca bu ayet-i kerimenin farklı mealleri de mevcuttur. Yalnızca bir meala saplanıp kalmak bir din alimini överken diğer din alimini yermek olur. Hiçbir din alimi bu ayetin mealini açıklarken , tefsirini yaparken Allah’ın Peygamberlere verdiği ismet vasfını gözardı etmemiştir , etmez.

Örneğin; “O dişiler (tanrıçalar), onların şefaatleri umulacak ha! Yuh olsun sizin aklınıza!”(5) şeklinde bir tefsir de mevcuttur.

Cenab-ı Allah , putperest olan bir insanlığa bu sapıklıktan vazgeçmeleri için bir Peygamber gönderecek ve bu peygamber hayatı boyunca kendisine peygamberlik verilmeden önce dahi putlara tapmayacak , onları övmeyecek ama , şeytanın kulağına fısıldadığı bir sözü ayet olarak insanlara aktaracak ve üstelik secdeye kapanacak hatta ve hatta o putların şefaatlerini umacak öyle mi?

Şeytan mümin bir kulu dahi kandıramıyorken , Allah’ın resulünü nasıl kandıracak?

Bu olayın ve bu olay hakkındaki hadis’in doğruluğunu kabul eden iki din alimi vardır. İbn Hacer ile İbrahim el-Güranî bu rivayetin gerçek olduğunu düşünürken , El-Beyhakî, Beydavî. Neysabûrî, Ebu’s-Suûd, Ebü Mansur el-Maturidî, İbn Kesir, Nevevî, Bedreddîn Aynî, el-Hatîb Şirbinî, Alusî, Ebu Bekr ibnu’l-Arabî, Ebû Hayyan, bu kıssanın sabit olmadığını beyan edenlerden bazılarıdır. (Bu zatların fikirleri hk. bkz. Tefsîru İbn Kesir, Râzî, Hatib Şirbinî, Ebu’s-Suûd, Âlusî tefsirlerinin Hac, 52 âyetine dair yaptıkları açıklamalar).

Ahmet Hamdi Aksekili bu hususun uydurma olduğunu yaklaşık olarak 11 kadar farklı rivayet edilmesini delil göstererek ispatlar. Resulullah bu sözleri söylediğinde kah Resulullah’ın namazda olduğu, kah Kureyş’in nâdilerinde (klüplerinde) bulunduğu sırada, veya namaz kılarken uyuklamış, uyurken ağzından kaçırıvermiş tarzlarında on bir çeşit anlatım ile naklettiklerini, birinin bir türlü öbürünün başka türlü söylemesinin de meselenin uydurma olduğunu göstereceğini ifade eder.

Mevzunun başka bir boyutu ise zaman ve yıl hesabıdır.

Muasır Tunuslu müfessir M. Tahir ibn Aşur bu Garanik kıssasını maharetle reddettikten sonra hülasa ederken der ki: “Bu kıssayı, müşriklerin Necm suresini dinledikten sonra secde ettiklerini bildiren sahih haberle birleştirmek, bazı müelliflerin karıştırmalarından ibarettir. Keza bu kıssayı Hac suresi ile birleştirmek de öyledir. Mekke’de ilk nazil olan surelerden bulunan Necm suresi ile, bir kısmı Medine döneminin başlangıcında, bir kısmı Mekke döneminin sonlarında inen Hac suresi arasında pek uzun bir zaman vardır. Keza Habeşistan’a hicret edenlerin dönmesi ile birleştirmek de fanteziden ibarettir.’’

Devamında ise şöyle demek sureti ile konunun farklı yönlere nasıl çekilebileceğini göstermektedir.
Necm Suresinin inmesi ile Habeşistan’dan dönme arasında nice seneler vardır. Hadisenin aslı şu olabilir: Mekke’de İbnu’z Ziba’ra gibi cahil alaycılar vardı. Onlar, Necm suresinde Lat, Uzza, Menat’ın anılmasını halk içine fitne sokmak için fırsat bildiler. Bu sureyi seçmelerinin sebebi ise, Allah Resulü onu Kabe’de okuduğunda müşrikler de orada idiler ve Allah, nebisi için mucize olarak Kureyşlileri secde ettirdi. Sonra onlar, bu secdelerine mazeret olarak böyle bir hâdiseyi uydurdular.(6)

İbnu’l-Kelbî (ö. 204) Kitab’ul-Asnâm (Putlar) adlı kitabında, cerh ve tadil kaidelerini de tatbik etmeksizin, putlarla ilgili her türlü haberi toplayıp naklettiği halde bunu zikretmez; buna mukabil, Cahiliyye Araplarının Kabe’yi tavaf ederken: “Lat hakkı için, Uzza hakkı için, üçüncüleri Menat hakkı için! Onlar yüksek kuğular (dişi tanrıçalardır), onların şefaatlerine ümit bağlanabilir” dediklerini anlatır (7)

İzlediğimiz filmlerden ya da siyer kitaplarında bize tasvir edilen hali bir düşünelim. O dönemlerde bir kaç ayeti seslice, aşikar bir şekilde okumak bile müşriklerin müminlere çeşitli işkenceler yapmasına yol açıyordu. Bu sebepten Peygamberimiz islamı açıktan tebliğ etmeyi serbest bırakmış olduğu bazı dönemlerde yüksek sesle ayet okuyup müşrikleri tahrik edici hareketleri yasaklamıştı ki bu sebepten hiçbir Müslümanın eziyet görmesini istemiyordu.

 

O halde Peygamber Efendimiz’in bütün Kureyşliler önünde koca bir sureyi baştan aşağı okuması, Kureyşlilerin de ne söyleyeceğini bilmeden dini bir dikkat ile kendisini dinlemeleri manasız olmaz mı?

Bu konuda yalan yanlış sözlere itibar edenlerin yani bazı ayetlerin sonradan eklendiğini iddia edenlerin iddia babası Alman Blachere’in Putları reddeden 23.ayetin sonradan inmiş olduğunu savunur ve bunun delili olarak da bir Alman Edebiyat Methodu olan arythmique yönetimine aykırı olmasıdır. Bu yönteme göre Blachere 23. Ayetin diğer ayetlere göre daha uzun olduğu için şiir düzenini bozduğunu iddia eder.

Kur’an-ı Kerim bir şiir değildir ki, o teoriye göre en iyi bildiğimiz sure olan Fatiha Suresinin 7. Ayeti diğer ayetlerden uzundur diye 7 .ayetin sonradan eklendiği fikrimi çıkmalıdır?

 

Son olarak konuyu genel anlamda mantık ve ayetin hükmü çerçevesinde değerlendirmek gerekirse şöyle dememiz lazımdır:

İslam düşmanlarının Dinimizi ve Yüce Yaradanımızın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’i tahrif etmek için / yıpratmak için uydurdukları bir olaydır. Garanik olayı olarak da geçer. İslam da müminin en büyük düşmanı şüphedir , bunu bilen islam düşmanları Müslümanların içine şek ve şüphe düşürmek maksadıyla bu asılsız ve iftira vari olayı dillendirmektedirler.

Olayın gerçek şekli şöyle olmuştur:

Mekke’de müslümanların eziyet ve işkencelere uğradıkları, bu sebeple bir kısım müslümanın Habeşistan’a göç ettiği bir dönemde Hz. Peygamber, Kâbe yanında Necm suresini okuyor. “Gördünüz mü o Lât ve Uzza yı ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menât’ı?” şeklindeki 19 ve 20. ayetlerini okuduktan hemen sonra Müşriklerden bir kişi Peygamber Efendimizin sesini bastıracak yükseklikte bağırarak “Bunlar yüce kuğu kuşları (veya turnalar)dır ve şefâatleri umulur” cümlelerini ayetin devamı gibi söylemiştir.

Peygamber Efendimiz Surenin sonuna gelince secde ayeti olduğu için Hz. Peygamber ve orada bulunan müslümanlar secdeye kapanmışlar. Müşrikler de bir müşrikin okuduğu bu cümleler sebebiyle son derece sevinerek sanki Hz.Muhammed(s.a.v) ; “Artık Muhammed ilâhlarımızın şefâatini kabul ettiğine göre aramızda önemli bir ayrılık kalmadı” deyip hepsi secdeye kapanmışlar. Son derece yaşlı bir veya birkaç müşrik, yere eğilip secde etmek zor geldiği için yerden bir avuç toprak alarak alınlarına değdirmiş ve böylece ilâhlarına tâzimde bulunmuşlar.

Bu olay dolayısıyla müşrikler kısa bir süre müslümanları kendi hâline bırakmışlar. Bu haber Habeşistan’daki müslümanlara “tüm Mekkelilerin İslam’a girdiği” şeklinde ulaşmış ve Habeş muhâcirleri orayı terkedip Mekke’ye yönelmişler. Ancak bu olayın ardından Cebrâil (a.s.) gelerek müşriklerin planları hakkında Hz. Peygamber’i ikaz etmiş, bu arada nâzil olan Hacc sûresinin

“…Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebî yoktur ki birşeyi arzuladığı zaman şeytan onun arzusuna (vesvese) atmamış olsun. Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır…” meâlindeki 52. ayeti ile önceki cümle şeytanın müşrikleri kullanarak uyguladığı planı neshetmiştir.

Temelde bu anlatım tarzını ve Garanik olayının vuku bulduğunu kabullenen bazı yazarlar bu rivâyeti; “Garanik sözünün geçtiği cümleyi söyleyen, Hz. Peygamber değildir; bizzat şeytan, sesiyle ortaya atılmıştır”, “Bu cümleyi, Hz. Peygamber Kur’an okurken gürültü yapıp, bağırıp çağırarak ona baskın çıkma şeklinde müşriklerin devamlı izledikleri bir politikanın gereği olarak ve son okunan ayette putlarının adı zikredilince onların şiddetli bir şekilde kötülenmesinden endişe ederek kendi akidelerine uygun bir şekilde müşriklerden birisi söylemiştir. Bu sözün sâhibi, Hz. Peygamber olmadığı gibi, şeytan da değildir, ama şeytanlaşmış insanlardan birisidir , “Bu cümle, müşrikler tarafından daha önce bilinen, tavafları ve yeminleri sırasında kullanılan bir cümle idi. Müşrikler “Lat, Uzzâ ve öteki üçüncüleri Menât; bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefâatleri umulur’ derlerdi.

 

Hz. Peygamber’in okuduğu Necm suresinin 19 ve 20. ayetlerinde bu putların adı geçince müşriklerden biri önceden kullandıkları bu yemin cümlesini araya sokuşturu vermiş, ilk plânda bunu kimin okuduğu bilinememişti…” gibi çeşitli yorumlamalara tabi tutmaktadırlar.

Ancak gerek geçmiş dönemlerin, gerekse asrımızın tahkik ehli alimleri, bu rivayeti çeşitli yönleriyle inceden inceye tetkik etmişler ve birçok noktadan tamamen asılsız, uydurma bir rivayet olduğunu ortaya koymuşlardır. Kur’an-ı Kerim’in, Cenab-ı Hakk’ın muhafaza ve garantisi altında olduğu, ayetlerin beşeri ve şeytani tasallutlardan mahfuz bulunduğu bilinen bir gerçektir.

Bu bakımdan Hz. Peygamber Kur’an okurken şeytanın tasallutuyla Kur’an ayetlerine bir şeytan sözünü karıştırması ya da şeytanın veya bir müşriğin herhangi bir sözünün geçici bir süre için bile olsa farkedilmeyip Kur’an’dan zannedilmesi, katiyetle ihtimal dahilinde değildir. Ayrıca Hz. Peygamber, müslümanların uğradığı eziyet ve işkenceler dolayısıyla ne kadar üzüntülü ve bu eziyetlerin kaldırılması hususunda ne derece düşünceli olursa olsun, dilinden, yıllar boyu uğrunda mücadele verdiği tevhid akidesine tamamiyle zıt böyle bir cümlenin dökülmesi veya başkası tarafından söylenen bir cümleyi fark edip müdahale etmemesi söz konusu olamaz.

Garanik rivayetini kitabında ilk nakleden müellif, h. III. asır başlarında 204/819 tarihinde vefat eden İbnü’l Kelbî’dir. Daha sonra Vâkıdî, İbn Sa’d, Taberî, Zemahşerî gibi bazı tarihçiler ve müfessirler İbnü’l-Kelbî’den alarak bazı küçük değişiklik veya ilâvelerle aktarmışlardır. İbnü’l-Kelbî’nin; naklettiği rivayetlerde hiçbir hassasiyet göstermeyen ve nakillerine güvenilmeyen bir kişi olduğu bilinen bir gerçektir. Üstelik Garânîk kelimesinin geçtiği cümle, muhtelif kaynaklarda birbirinden çok farklı şekillerde nakledilmiştir ki bu da rivayetin uydurma olduğuna işaret etmektedir.

Şu halde Garânîk rivayeti, tamamıyla asılsız olup İslâm’ın daha ilk asırlarında İslâm düşmanı zındıklar tarafından uydurulmuş, günümüze gelinceye kadar çeşitli asırlarda İslâm’a muhalif belli çevrelerce bir koz olarak kullanılmış, günümüzde de İslâm düşmanı garazkâr müsteşrikler tarafından zaman zaman tekrar ortaya atılarak bu vesile ile İslâm’a karşı saldırılarda bulunulmuştur.

 

Şu halde Habeşistan’daki müslümanların Mekke’ye geri dönmelerinin sebebi, sözde Garanik olayı değil; bu yıllarda Hz. Hamza ve Hz. Ömer gibi güçlü ve itibarlı şahısların İslâm’a girmeleri dolayısıyla Mekke müşriklerinin bir süre çekinerek eziyet ve işkencelerine ara vermeleri, dolayısiyle Mekke’de geçici bir sükunet havasının oluşması; Habeşistan’da Necaşi , Ashame’ye karşı bir ayaklanmanın baş göstermesi ile karışıklıkların zuhûr etmesidir.’’ (8)

Necm suresinin Kâbe yanında Hz. Peygamber tarafından okunduğu; surenin sonunda secde ayeti bulunduğu için Hz. Peygamber’in ve orada bulunan ashabının secdeye kapandıkları, buna mukabil müşriklerin de tamamıyla secde ettiklerine dair İmam el-Buhari’nin el-Cami’u’s-Sahîh’inde sahih bir rivayet vardır (bk. Buhari, Tefsiru Surati ve’n-Necm 4). Ancak bu rivayette Garanik meselesiyle ilgili hiçbir husus yoktur; olması da zaten hem nakil yönünden, hem de akıl yönünden mümkün değildir. İslâm düşmanları adetleri vechile yalan ve uydurmalarını işte bu rivayet üzerine bina etmiş, aslı ve esası olmayan iftiralarla bu sahih rivayeti tamamıyla çarpıtmışlardır. Hz. Peygamber ve ashabı, Necm suresinde geçen secde ayeti dolayısıyla secdeye varırken müşrikler de bu surenin 19 ve 20. ayetlerinde adlan anılarak kötülenen putları ve akidelerine sahip çıktıklarını belirtmek ve putlarını tazim etmiş olmak için putları adına secde etmiş olmalıdırlar.

Velhasılı kelam… Bu mevzudan ortaya çıkan sonuç itibari ile sonsöz olarak şunları söylemek gerekir.
Müslüman koşulsuz şartsız Allah’a ve peygamberine iman etmiş kişidir. Bu ve buna benzer konuların/mevzuların peşinden koşan maceraperest tarihçiler ve gayr-i müslim mihrakların yetiştirip bu konuların üzerine gitmesini sağladıkları kişilerdir.

 

Vural Egemen Sarıgöz
07.03.2013

KAYNAKLAR
(1) (Hac 52. ayet)
(2) (Taberî, 27/187-188)
(3) (Sahih-i Buhari Hadis No 555)
(4) (Hacc, 22/52).
(5) (Razî, Mefatihu’l-Ğayb, Hac,52 tefsiri, 6/249)
(6) (İbn Âşur, Tefsîru’t-Tahrîr, 17/305)
(7) (Kitabu’l- Asnam trc. B. Bilgin, metin, s.13; trc. s.32).
(8) http://www.sorularlaislamiyet.com/article/736/garanik-olayi.html

Bir yorum var

  1. Görkem CAN Temmuz 2, 2017 Cevap ver

Bir Cevap Yazın